3 Ocak 2017 Salı

Bu ülkede ölmeden maraton koşabilmek




Maraton koşmak… Kararını vermek, o yolda hazırlanmak ve yapmak... Hepsi birbirinden zor aşamalar. Ölmeden yapılacaklar listesi hazırlasanız, içine mutlaka koymanız gereken bir madde, maraton koşmak… Tam 42 kilometre 195 metre…
2016 yılı kötü bir yıl oldu Türkiye için. Kanın oluk oluk aktığı, acıları boncuk gibi dizdiğimiz bir sene. 2017’nin ilk saatinde Reina’da yapılan katliam, 2017 yılının da farklı olmayacağını haber verdi bize. Ama hayat devam ediyor, insanoğlu bir yandan dertlenirken, kahrolurken, bir yandan da kendini rehabilite etme yollarını da buluyor. Benim için de bu, koşmak uzun zamandır. 2016 yılı içinde bir maraton koşma kararını vermem 2015 yılında 15k koştuğum Vodafone İstanbul Maratonu’nda oldu, lakin maratona öyle gaydırıguppak koşarak hazırlanamazsınız. Program uygulamanız, disiplinli çalışmanız, fedakarlıklar yapmanız gerek. 42 kilometre 195 metre… dile kolay, bir ömür gibi..
Bu sebeple 2016 yılı koşularımın tamamı aslında bu maratona hazırlık. Ancak sistemli koşu programım maratona 13 hafta kala başladı. Peki nasıl bir porgram? Ahanda şöyle:



Ancak önce 2016 başından ele alalım, ben koşu namına neler yapmışım,  hem de ülkenin durumuna bir bakalım:

11 ocak günü 10k 6 pace bir koşu yapmışım, ufak ufak antrenmanlar…
12 Ocak Sultanahmet Meydanı'nda Alman turist kafilesi hedef alındı. IŞİD’in üstlendiği canlı bomba saldırısında 11 kişi hayatını kaybetti.
13 Ocak Diyarbakır’ın Çınar ilçesinde PKK, İlçe Emniyet Müdürlüğü binasını ve çevresindeki lojmanları hedef aldı. Saldırıda 3’ü çocuk 6 kişi hayatını kaybetti.

17 Ocak’da körfez dönüşü yapmışım, işten eve dönüş. 15k 5.40 pace…
Aynı günün akşamı, Ankara’da askeri servise PKK’nin bombalı araçla düzenlediği saldırıda 28 kişi öldü.



13 Mart Haftasonu uzununu koşmuşum, 21k 5.30 pace…
Yine aynı akşam Ankara Kızılay’da yine PKK tarafından bombalı araçla düzenlenen saldırıda 35 kişi yaşamını yitirdi.

12 Mayıs’da bozcaada yarı maratonu öncesi son jog’u atmışım, 5k 5.50 pace…
Aynı gün Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki Dürümlü mezrasında, bomba yüklü araç patlatılması sonucu 16 kişi hayatını kaybetti.

28 Haziran’da haftanın açılışını yapmışım, 12k 5.30 pace…
Akşamına İstanbul Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali girişinde yaşanan silahlı çatışma sonrası, IŞİD’li 3 farklı canlı bomba eylemcisinin kendini patlatması sonucu 41 kişi hayatını kaybetti.

10 Ağustos’da diz kontrol koşusu kısa bir koşu 3,2 km 5.50 pace…
Aynı gün Diyarbakır'ın Sur ilçesindeki tarihi On Gözlü Köprü yakınlarında polis servis aracına bomba yüklü araçla düzenlenen saldırıda 5’i aynı aileden olmak üzere 6 kişi hayatını kaybetti.

15 Ağustos Koşukolik pazartesi koşusu 8k 5.40 pace…
Aynı gün Diyarbakır Bölge Trafik Müdürlüğü önünde bomba yüklü bir araçla düzenlenen saldırıda 5’i polis olmak üzere 8 kişi hayatını kaybetti.

20 Ağustos Foça’da Ahmet kaptanla foça turu, 16k 5.40 pace…
Gaziantep’in merkez Şahinbey İlçesi’nde sokakta yapılan düğünde kalabalığın arasına karışan İŞİD'li canlı bomba, üzerindeki patlayıcıyı infilak ettirdi. Patlamada 51 kişi hayatını kaybetti.

23 Kasım’da Körfez’i dönmüşüm yine, 15k, 5.25 pace…
Ertesi gün Adana Valiliği yakınında bulunan otoparkta bombalı araç patlatıldı, 2 kişi hayatını kaybetti.
24 kasım’da Eşekçukuru’nu ziyaret 10k 6.20 pace…

9 Aralık Kaynaklar trail 11k 5.35 pace…
Ertesi gün Beşiktaş’ta Beleştepe olarak bilinen Vodafone Arena yakınlarında düzenlenen iki bombalı saldırıda 44 vatandaşımız katledildi.

18 Aralık Bostanlı 11k 5 pace…
Bir gün önce  Kayseri’de bomba yüklü araçla askerleri taşıyan halk otobüsüne yapılan saldırıda, 15 asker şehit oldu, 48 asker yaralandı.

Koşunun rehabilitasyon yönüne vurgu olsun, hem de nasıl bir ülkede, nasıl hayatımızı sürdürdüğümüz ve hayatımızdaki küçük mutlulukları yaşarken kimi zaman nasıl suçluluk duyguları ile boğuştuğumuzu görelim diye çıkardım bu kronolojiyi. Neyse…

Gelelim maratonumuza, 13 haftalık programı verdim yukarda, onun yüzde 80’ine riayet ettim diyebilirim. Bir tane uzun firem var, 30k’lardan birini koşamadım. Programın son iki haftasını uygulayamadım zira dizimin tam ortasına bir ağrı gelip oturdu. Ne zaman koşsam, 2. Km’de başlıyordu. Sonradan öğrendim ki beynin bana bir oyunuymuş bu. Maraton tarihi yaklaştıkça artan stres sonucu beyniniz size bir oyun oynuyor, koşmamanız için size bir bahane hazırlıyor. Yarış sabahı start alana kadar yarışı bitiremeyeceğimi düşünüyordum. Yarışta ise hiçbir ağrı duymadım, Alpay 1-beyin 0…

İstanbul’a takımımızın Sezar’ı Kaan ile uçtum, doğrudan koşu fuarına geçtik. Kitlerimizi aldık, Koşukolik Şebnem’in standını ziyaret ettik, sonrasında kitlerimizle beraber kalacağımız Sultanahmet’teki otelimize geçtik. Küçük bir Sultanahmet turu, ertesi gün acılar içinde geçeceğimiz Gülhane Parkı’nı gezdik. 
 Güzelce beslendikten sonra otele geçip ertesi günü beklemeye başladık. Sabah 6 da kalktık, ne görelim dışarısını sel almış. Bardaktan boşanırcasına bir yağmur. Giyinip bel çantamı belime taktım, 4 tane 200 ml suluğumun ikisine magnezyum tozu, ikisine elektrolit tabletini attım. Koşu sırasında yoldan alacağım suları bunlara doldurup tüketecektim. 5 tane jeli de telefonumla beraber bel çantama sıkıştırdım. Hurma yiyemiyorum, sevmiim. Bacakları koparılmış hamam böceği gibin ne o öyle, ıyy… Neyse, artık hazırdım. Kahvaltıdan sonra otobüslere binmek için yağmurda otobüs sırasına girdik. Start noktasına vardık, son rütuşları yaptık ve maratonu 5.40 ortalama ile koşup 4 saatte bitirme kararı verdiğimiz Kardinal Tufan ve Bornova Lordu Ahmet ile koşumuza başladık.

Bu esnada Buca Dükü, yavru ayumuz Ferit de eşlik etti bir süre bize. Köprü çıkışı, Barbaros bulvarı inişi herşey istediğimiz gibi gidiyordu. Tempomuz 5.30-35 aralığındaydı, birbirimizi dizginliyor, sohbet ede ede koşuyorduk. Galata köprüsü’nde yoğun tezahüratlar eşliğinde 10k finişini geçtiğimizde 2 haftadır canıma okuyan diz ağrısının bir kandırmaca olduğunu anlamış oldum. Ağrıdan eser yoktu. Dönüşü yapıp 15k finişine yaklaşırken tempomuz hala istediğimiz gibiydi. Her 7.5 km’de bir jel, her 10 km’de bir magnezyum, bir elektrolit alma planımı da işletiyordum. Tabi yaptığım hataları yazının sonunda belirteceğim, eklemiş olayım, neyse devam edelim. Parkurun en dik kısmına Elif Aydoğdu ve eşi karikatürist Tan Oral'dan muz ve su takviyesi alarak girdim, elleri dert görmesin. Su kemerlerinin orayı tırmanırken, Ahmet ve Tufan ile 10’a kadar sırayla sayarak tempo vermemiz, hala tüylerimi diken diken eder. Bu şekilde parkurun en dik kilometresini de sorunsuz geçip 21. Km’de sahile inince rüzgarın hoşgeldini ile karşılaştık.
Kırılma noktası tam da burası aslında.
Ahmet kaptan rüzgara karşı temposunu korumayı seçerken, cüsseli koşucular olarak Tufan ile ben pace’imizi 6’ya düşürerek enerjimizi korumayı seçtik. (hata 1) Hesabımıza göre 8k böyle gidersek 8k da rüzgarı arkadan alırken tempomuzu arttırarak bu kaybedilen süreyi telafi edecektik. Tabi kazın ayağı öyle değil. 22-23. Km’de tufan temposunu 6.15lere çekince, zaten önden gitmiş ahmet’in peşinden ben de devam ettim. Ahmet 5.40, ben 6, tufan yanılmıyorsam 6.15 pace ile bu rüzgara karşı dönemi geçtik. 30k dönüşünü yapınca, yanımda sırtına 4 saat hedefini yazmış olan tavşan atleti gördüm ve peşine takıldım. Pace yine 5.40’lara inmiş, rüzgarı arkadan alır vaziyetteydim. Ama bir sorun vardı, gidemiyordum. Sakatlık yoktu, soluk soluğa değildim ama gücüm bitmişti. Daha önümde 10k vardı ve sırtında 4 saat yazan atlet benle arasını açtıkça işlerin sarpa sardığını fark ettim: karnım acıkmıştı.
Tüm programımda, tüm uzun antrenmanlarımda yanımda bulundurduğum kola ve meyve suyu yerine magnezyum ve elektrolit tercihimden pişman olmuştum. (hata 2) Siz siz olun, yarış günü test edilmemiş şeyler yapmayın. Resmen açtım. 38-39. Km’ye paceim 6.50-7’ye düşmüş vaziyette geldim, bu esnada sahilde yürüyenleri, gezenleri tarıyordu gözlerim. Bir dürüm yiyen varsa yanına yanaşıp elindeki dürümü isteyecektim. O derece açtım.
39. Km’deki son istasyona geldiğimde muz leğeninin yanında durdum, 4 tane yarım muz yiyip iki elime birer yarım muz daha alıp yürümeye başladım. 40. km'de yürüdüm evet. Zira bacaklar kalkmıyordu. Gülhane Parkı girişine gelince haydi koş dedim kendime ve parka girdim, artık 4 saat hedefi çoktan şaşmış, alt sınırım 4 saat 12 dakika hedefini de yürümüş olmam nedeniyle taze taze kaçmıştı. Bu esnada Türkiz kaptan bir güneş gibi doğdu parkın ortasında. İnsanın bir takımı olmalı şu hayatta, viva RED Runners… 4 saat 17 dakikalık maraton derecem 4 saat 20 dakika üzeri değilse Türkiz sayesindedir.
Onun motivasyonu ile yokuş yukarı parkı koştum, kapılardan geçip Sultanahmet’e tırmandım ve son düzlük. Solda el sallayan, bağıran takım arkadaşlarım, maratonu çok önce bitirip duşunu alıp gelmiş kaptanlar, Sezar, Kral, Ayrınmen… Bizleri desteklemek için gelmiş Burcu, Gözde ve Özkan kaptanlar ve sürpriz bir şekilde finişe gelen Sarı kaptan…
İşte o manzara 17 dakikalık rötarı unutturup bir maraton finisher olduğunuzu ve ne büyük bir iş yaptığınızı idrak etmenizi sağlayan manzara… Sizi alkışlıyorlar, destekliyorlar… Ağlamamak için bahane bulmak zor…Elime tutuşturdukları bayrak ile son deparımı atıp finişi geçtim. Sonrası bir bulut…Ağlasam mı? Birini görsem, tanıdık bir yüz, ağlayacağım hüngür hüngür. Nereye gideceğimi bilemiyorum, elime verdikleri çantadan çıkan çikolata ve muz, "ağlama ulan, açsın, ye bizi" deyince kendime geldim ve onları yedim. Sonrasında Tufan’ı karşılamak için takım arkadaşlarımın yanına geçtim. Ve evet Tufan da göründü geliyor, ona da böğürüp gazı verdikten sonra bir maratonu bitirmenin verdiği mutlulukla baş başa kaldım. Evet hedef süremin dışında kaldım, bir sürü sorun yaşadım ama ne gam. Maraton koşmuştum. 41 yaşında, 42 km koşmuştum.

Topal ördek gibi gezerken sonrasında, protein yüklemesini yaparken suratınızın orta yerine yerleşen sırıtışa, bir senedir yaptığımız hazırlıkların meyvelerini toplamanın verdiği huzura ve acaba maratonu bombalarlar mı, ölür müyüz endişesinin boş çıkmasının verdiği rahatlama karışarak havaalanının yolunu tutuyoruz. Evet artık bir maraton finisherim, çalıştım başardım. Siz de bunu yapın derim, yaşınız, kilonuz, durumunuz hiç önemli değil. Çalışmak bu işin vizesi. Çalışın koşun, ölmeden yapılacak 100 şey yok artık bende, biri çizili ve çok mutluyum…

Koşumun strava kaydı için: https://www.strava.com/activities/774815878

Viva RED Runners demiş miydim? Evet…




5 Ekim 2016 Çarşamba

Maratona Hazırlanmak

Aslında bu yazıyı 13 Kasım sonrası yazmayı düşünüyordum, artıları eksileri, yarış öncesi, yarış sırası ve yarış sonrası toptan bir bakış. Ama bir yazı da bunların hepsine değinmek, en ince ayrıntılara girmek çok mümkün olmayacaktı. O yüzden Vodafone İstanbul Maratonu'nda ilk maratonunu koşacak bir koşucu olarak antrenman programımın tam ortasındayken bu yazıya oturdum.



Nasıl bir süreç beni bu maratona yönlendirdi, nasıl hazırlanıyorum, mental olarak ne seviyedeyim, antrenmanlar nasıl gidiyor, yarışı defalarca kafamda koştum acaba nasıl koştum gibi sorulara değineceğim. Yarış sonrası yazacağım yazıya da referans noktaları olacaktır diye düşünüyorum.
Gelelim bana, koşu geçmişime... 3 yıldır aktif olarak koşan 41 yaşında bir fotomuhabirim. Öncesinde hiçbir spor geçmişim yok. 2 buçuk sene sene önce bir arkadaşımın, tabiri caizse, gazıyla Vodafone İstanbul'a 10k'ya kayıt oldum. "Eh madem 10k koşacağız, bari yürümeyelim, gerçekten koşalım" diyerek antrenmanlara başladım Karşıyaka Stadı'nda. (Stad şimdi yok, o da ayrı bir yazı konusu) O günden bugüne Vodafone İstanbul Maratonu 10k ve 15k olmak üzere iki kez, İzmir Yarı Maratonu iki kez, bir kez Antalya Maratonu 10k, iki kez Cunda 16k, bir kez de Bozcaada Yarı Maratonu koştum. Tüm bu koşulara hazırlıklar ve hayatımızın bir parçası yaptığımız koşuların yekününe baktığımızda 2500 km üzerinde bir yol kat etmişim. Bu süreçte sürelerimi geliştirdim, bir koşu takımına dahil oldum (R.E.D. Runners) strava'da segment avlarına çıktım, pr'lar yaptım, Ama kafamın hep bir köşesinde bir full maraton koşmam gerektiği ve o günün yaklaştığı fikri dönüp duruyordu.
Bu tüm yarışlar ve koşu temelinin sonunda artık bu sene, koşuya başladığım yerde, Vodafone İstanbul Maratonu'nda full maraton koşmam gerektiğine karar verdim. Ne zaman verdim, 2016 mayısında. Bozcaada koşusundan hemen sonra.
Maraton koşmuş takım arkadaşlarım  maratonun çok zor olduğunu, inanılmaz acılarla boğuşacağımı, mental bir sınav olduğunu anlattılar ama hiç biri antrenmanın en az maraton kadar yıpratıcı, zor ve mental bir direnç istediğinden bahsetmemişti.
Oturdum internette maraton programları aradım uzunca bir süre, sonunda bir tane benim istediğim planlamaya uygun, anlaşılır bir program bulup kendime göre revize ettim. 16 haftalık programdı ama yarışa 13 hafta kalmıştı. ilk 3 haftayı keserek revizeye bir de makas kattım :)
Şuan programın 7. haftasındayım, 6 hafta kaldı yarışa. Ve bu süreçte sabah 5.30'larda kalkıp 6 da koşmaya başlamak, bunu haftanın 5 günü yapabilmek en az maraton koşmak kadar zor diyeceğim, maraton koşanlar gülecek muhtemelen :) Zira eğer bir meslek ve aile sahibiyseniz, bir de küçük çocuğunuz varsa, size koşu için sabahın körü kalıyor, herkes uyurken siz koşuyorsunuz. Akşamlar hem mevsim açısından uygun olmuyor hava sıcaklığı nedeniyle, hem de aile programları olduğu için size kalan tek vakit uykunuzdan feragat ettiğiniz gün doğumları oluyor. Kolay değil onu söyleyeyim. Haftada 60-65 km gibi bir koşu mesafesi ile maratona hazırlanıyor, hedeflediğim süreyi koşabileceğim bir mental ve fiziksel hazırlık dönemi geçiriyorum şu anda kısacası.

Peki hedefim ne?

Takım arkadaşlarım Ahmet Karaoğlu ve Tufan Çapar ile en üst nedefi 3 saat 59 dakika 59 saniye altı olarak koyduk. Tufan'ın ikinci maratonu olması sebebiyle hedefe bağlı kalma konusunda bizden daha ısrarlı :) Ancak ilk maratonu koşacak olan benim için 5.40 pace demek olan 3.59.59 en üst hedef, 6 pace demek olan 4. saat 12 dakika ise en alt hedefim diyebilirim. Bu aralıktaki bir derece yarış sonu beni mutlu edecektir eminim. Hele bir de yürüyebilirsem finişte, değmeyin keyfime olacak :) Peki bu süreçte antrenmanlar nasıl geçiyor derseniz, programımda iki tane 30, bir 32, bir tane de 35 km var. ilk 30 ve 32 km mesafeleri koştum. Çok kolay olmadılar ama beklediğimden daha dirençli buldum kendimi. Bu da çalışmanın faydalarını gördüğüme işaret. Güçleniyorum, orası kesin. Bu dönemde tabi yarışlar da oluyor, onlara da katılıyoruz. Kimisi hedef yarış olsa da asıl hedefin maraton olduğunun bilinciyle koşuyoruz. Bu düşüncelerle İzmir Yarı Maratonu'na katıldım, 5.09 ortalama pace ile 1 saat 48 dakikalık derecemle en iyi yarı maraton dereceme imza attım. Geçen sene Asics Çeşme Weekend'i 2 saat 6 dakika gibi bir sürede tamamlayabilmişken, bu sene 1 saat 56 dakikada bitirdim, daha bu pazar. Yani çalışmak işe yarıyor.
Şimdi önümde bir 35 ve bir 30 kalıyor, 35'i kesin koşacağım ama son 30 km için söz vermeyeyim :) 35 performansıma bağlı olarak karar vereceğim o 30 için, zira yarış vakti çok yaklaşmış olacak ve bir sakatlık çıksın istemiyorum.

                        Oğlum güney'le Bozcaada recoverysi öncesi


Durumlar böyle, maratonu koştuktan sonra hem yarışı hem yaşadıklarımı anlatan bir yazı kaleme alacağım, Orada antrenman programımın ayrıntılarını da paylaşacağım. Bu anlamda yarışa hazırlanacak, özellikle ilk kez maraton koşacaklara rehber olacak bir yazı olsun istiyorum. Hem öneriler olacak hem kaçınmaları gereken konulara değineceğim. Zira internette bu konuda yazılmış çok fazla materyal yok, böylesi ince eleyip sık dokunan, test edilmiş antrenman programlı bir yazının bizim gibi ilk kez maraton koşmaya niyetli koşucular için bulunmaz nimet olduğunu düşünüyorum. Umarım hedefini tutturmuş, sakatlıksız bir şekilde bir yazı kaleme alabilirim. O güne kadar çalışmaya devam...

Not: Bu süreçte antrenmanlarımı takip etmek istiyorsanız: https://www.strava.com/athletes/9251485

9 Mayıs 2016 Pazartesi

Wings For Life World Run-İzmir








Koşamayanlar için koşulan bu dünyanın en geniş katılımlı sosyal sorumluluk koşusu, iki sene Alanya'da yapıldıktan sonra bu sene İzmir'de düzenlendi. Sanıyorum ki bu şehir değişikliğine karar veren wings ekibi, 30 ülkede yapılan bu organizasyona en fazla katılım gösteren ikinci şehir olarak İzmir'i seçmiş olmalarından gayet memnundurlar. 8 bin katılımla en kalabalık koşucu sıralamasında ikinci sıradaydı İzmir. Bunu o kadar beklemiyormuş ki wings ekibi, 4 bin tişort ve bir o kadar da madalya hazırlamıştı. 8 bin kayıt olunca 4 bin kişi kendi tişortleriyle koştu, wings ekibi madalyaları da 20k sonrasına koyarak en iyi performans gösterenlere madalya vermeyi uygun buldu.

Organizasyonun İzmir'de yapılmasının bir çok artısı oldu, hangisinden başlayacağımı bilemiyorum. İzmir gibi bir şehirde profesyonel bir koşu organizasyonunun yapılmıyor oluşu büyük eksiklikti, o eksikliği kapayan bir koşu oldu wings. Katılımın büyüklüğüne bakınca İzmirlilerin, doğru düzgün yapılan bir organizasyona nasıl aç olduğunu da gösteriyor sanıyorum. Evet İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin 19 mayıs ve 9 Eylül koşuları var, ancak şu organizasyonlarla kıyaslandığında bu koşuların amatör kaldığını söylemek gerek diye düşünüyorum. Bu bakımdan wings'in startına gelen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'nun, bu tarz organizasyonlardaki görsel şov, profesyonel düzenlemelerin ne kadar önemli olduğunu kendi gözleriyle görmesi gayet önemliydi. Önümüzdeki koşularda sponsor firmalarla çalışmanın organizasyonlara katkısı üzerine ufuk açıcı bir deneyim yaşamıştır diye umuyorum sayın başkanın. Bu arada 9 eylül koşusu bu sene 1 saat geriye alınıp sabah 8 olarak belirlenmiş. Geçen sene bunun kavgasını verirken kimi kraldan fazla kralcılar bize tepki göstermişti, ancak Büyükşehir sesimize bu sene kulak vermiş, 32 derecede bizi koşturmak yerine yarışı 1 saat geriye alarak en azından bir nebze daha serinlikte koşmamızı sağlamış oldu. Kendilerine de teşekkürü bir borç bilirim bu anlamda.

Wings'e gelince, eksiklikleri yok muydu, elbetteki vardı. Tişort madalya sayısını hesaplayamamış, öngörememiş olmaları bir eksiklik. Böyle durumlar için kayıtlar alınırken çözüm bulmaları gerekiyordu diye düşünüyorum. Ve İzmir'in sıcağını düşünürsek her 5 km'de bir su istasyonunu 3 km'ye indirmeleri gerekliydi. Koşanların genelinin 5-20 km arasında araca yakalandığını düşünürsek iki yada 3 istasyon görebildiler ve bu yetersiz kaldı. Tabi bunun yanında 30km sonrası koşanların susuz kalması da cabası. 30 km üzeri performans göstermiş-gösteren koşuculara 5 km'de bir su takviyesi çok yetersizdi. Önümüzdeki sene bu konuya bir düzenleme getireceklerini düşünüyorum. Önümüzdeki sene demişken, bu kadar ilgi gösteren bir şehirden 2017'de bu yarışı almazlar diyordum ki çoktan kayıtları açılmış bile, 2017'de tekrar İzmir'de bu yarış:

http://www.wingsforlifeworldrun.com/tr/tr/2017-te-tuem-duenya-ile-yaris/




R.E.D. Runners takımı olarak 10 kişiyle bu koşuda yer aldık. Sayımız evet azdı, İzmir merkezli bir takım olarak buraya, tam takım, 25 kişi gelmemiz gerekiyordu. 40 aktif koşuculu Rundamental'in 35 kişiyle İstanbul'dan kalkıp İzmir'e gelirken İzmir takımı olarak bizim yarı bile olmayan bir ekiple, 10 kişi, katılmamız olmadı. Bu da takım özeleştirisi olsun. Önümüzdeki sene bir iki fireyle tam takım katılacağımızdan kimsenin de şüphesi olmasın.




Gelelim kişisel performansıma, niyetim 10k pr yapmaktı, tüm enerjimi 10k'da tüketip, sonrasında jog atarak aracın beni yakalamasını bekleyecektim. Bu anlamda ilk 5k 4.50, sonraki 5k 5 pace giderek 10k pr'ım olan 49 dakikanın altında koşacaktım. ilk 5k planım tuttu, ancak ikinci 5k planım 7. km'de turan köprüsü yokuşu nedeniyle bozuldu. 5.20 pace ile yokuşu çıkınca o 20 saniyelik açığı kapamam için 4.40 koşmam gerekecekti 8. kilometreyi. Ancak nabız zaten 175'lerde olduğu için bunu yapamayacağımı çok iyi biliyordum. Ben de pr'dan vazgeçip nabız kontrollü koşmaya karar verdim. 170 nabızla koşarak 15k'yı tamamladım, her kilometrede pace düşüyordu haliyle. 15.k'yı 1 saat 22 dakikada, araca yakalanmadan tamamladım ve yarışı bıraktım. Zaten araç da 5 dakika sonra geldi. Devam etseydim sanıyorum 16-17 km aralığında yakalanacaktım araca.




Velhasıl İzmir için güzel bir organizasyon, wings organizatörleri için verimli bir koşu, Büyükşehir Belediyesi için ufuk açıcı bir yarış oldu Wings For Life World Run.

Bu arada belirtelim, Türkiye birincisi 53 km ile Ahmet Bayram olurken, R.E.D. Runners ekibimizden Okan Enis 18 km ile en uzun koşan takım üyemiz oldu.

Önümüzdeki sene daha çok katılımlı, daha uzun mesafe koşulu bir yarışın yazısını yazıyor olmak dileğiyle, uzun bir aradan sonra bloga bir yazı koymanın mutluluğunu yaşıyorum. Genel sıralamada 3335 koşucu arasında 335., yaş grubunda (m40) 235 sporcu arasında 56. olmuşum, çok iyi bir derece değil ama yine de kendi koşumdan memnunum açıkçası. Strava kaydını da koyalım koşumun, tam olsun:

https://www.strava.com/activities/569528934

26 Kasım 2015 Perşembe

2016 Koşu Takviminizi Belirlediniz mi?






Atletizm Federasyonu 2016 yılı Faaliyet Takvimini kesinleştirip açıkladı, geçen yıl yaptığım gibi katılacağım koşuları yine bu liste üzerinden belirleyeceğim. En azından çakışan yarışları, yeni yapılacak koşuları derli toplu görme imkanı veriyor bu liste.
Şimdi benim ilgimi çeken, yurt içi ve yurt dışı koşuları belirledim, gönül ister hepsine katılmak ama zor... yine de listeyi incelemek güzel. O zaman Ocak 2016'dan başlayalım, benim ilgimi çekenlere bakın, sonra da Atletizm Federasyonu'nun linkine tıklayın, tamamını görün:

22 Ocak Dubai Maratonu

21 Şubat Trabzon Yarı Maratonu

6 Mart Paris Maratonu
6 Mart Runatolia
27 Mart Tarsus Yarı Maratonu
27 Mart Alanya Atatürk Yarı Maratonu

3 Nisan Paris Maratonu
10 Nisan Rotterdam Maratonu
10 Nisan Viyana Maratonu
16 Nisan Belgrad Maratonu
17 Nisan Hamburg Maratonu
24 Nisan Londra Maratonu
24 Nisan Vodafone İstanbul Yarı Maratonu
24 Nisan Bodrum Global Run

8 Mayıs Wings For Life İzmir
14 Mayıs New Balance Bozcaada Yarı Maratonu
19 Mayıs Samsun Yarı Maratonu
29 Mayıs Uluslararası Dostluk Yarı Maratonu Edirne

9 Eylül İzmir Yarı Maratonu
9 eylül Berlin Maratonu

23 Ekim İstanbul Büyükada Run
30 Ekim Frankfurt Maratonu

12 Kasım 38. Vodafone İstanbul Maratonu

11 Aralık Mersin Maratonu

Evet benim çıkardığım koşular bunlar, elbet daha çok yarış var listede, hatta bu listede olmayan, mesela Cunda Koşusu, bu yıl ikincisinin yapılması beklenen Kaçkarlar Ultra Maratonu, 15-16-17 Temmuz 2016'da ilk kez yapılacak olan Aybastı Ultra Maratonu/Ordu koşusu da ilgi alanıma giriyor açıkçası.
Kaçkarlar ve ya Aybastı'dan bir tanesine katılarak İzmir'in sıcağından kaçıp Temmuz ayında Karadeniz'in yaylalarında koşmak inanılmaz güzel olacak diye düşünüyorum. Aybastı'nın kayıtları da başlamış vaziyette bu arada, belirteyim.

Siz de bence kağıdı kalemi elinize alın, 2016 koşu takviminizi çıkarın, uçak biletlerinin peşine düşün derim. Erken kalkan yol alır...

http://www.taf.org.tr/2016-yili-faaliyet-takvimi-kesinlesti/

28 Ekim 2015 Çarşamba

İzmir'e Bir Armağan: Asics Çeşme Weekend


Biraz geç olsa da Asics Çeşme Weekend Yarı Maratonu raporumu kaleme alayım dedim, geç olsun güç olmasın diyerek sizi buyur edeyim yazıya:
"İzmir'de niye bir profesyonel koşu yok" hayıflanmamızın üzerine geldi bu Çeşme'de Asics sponsorluğunda koşu haberi.

Haliyle koşu sporu ile haşır neşir olan herkesi heyecanlandırdı. Zira İzmirde düzenlenen bir kaç koşu hem amatörce hem kusurları bol koşulardı ve İzmirli koşucular olarak profesyonel koşulara katılmak için farklı şehirlere gitmek durumundaydık. Bu anlamda tabi ki hiç düşünmeden hemen kaydımızı yaptırdık. İzmir'e bu kadar yakın bir koşu organize ediliyor ve katılmamak elbetteki düşünülemezdi. Gelibolu koşusu ile tarihinin çakışması katılımı düşürse de yarış sabahı  Çeşme'ye gittiğimizde gördük ki sayı hiç de yetersiz değil.

35 derece sıcakta 9 Eylül İzmir'in Kurtuluşu yarı maratonunda ilk kez bu mesafeyi (21k) koşmuş, daha doğrusu koşmaya çalışmış bir koşucu olarak çok şey beklediğim bir organizasyondu Asics Çeşme Weekend. Bir de uygun fiyata Love You Otel'de oda bulunca eşim ve oğlumu da yanıma alarak Çeşme'ye doğru sabahtan yola çıktık. Önce otelimize yerleştik, sonra minik adımlar koşusunda ter dökecek 5 yaşındaki oğlumu start noktasına götürdük.




Önde bir tavşan abla, arkada minikler, startla bir koşmaya başladılar, tabi bizimkiler yani oğlum Güney ve sınıf arkadaşı Dila geride kaldı, yetişkin desteği olarak ben ve babası Emre Tuncer piste daldık. Ellerinden tutarak iki küçük sporcumuzla koşuyorduk lakin dönüş yerine gelmeden dönmeye karar verdik. Zira çocuklarımız yaşça büyüklerin arasındaydı, tam turu atmaya kalkarsak 40 dakika sonraki kendi koşumuzun startını bile kaçırabilirdik. :) Küçük bir şike ile erken dönüş yaparak finişe geldik. Madalyasını alan Güney ve Dila inanılmaz mutluydu.. Onları annelerine teslim ederek start noktasına geçtim. Startın verilmesiyle kalabalığın içinden kendime bir yol açmaya çalıştım. Niyetim 5.50 pace ile koşmak, yarışı 2 saat altında bitirmekti. Ancak kalabalıktan sıyrılma çabası, bir de ortamın hızı yüzünden tempomu bir türlü ayarlayamıyordum, 5.30 ile geçiyordum kilometreleri. Bunun başıma iş açacağının farkındaydım ama bir türlü de hızımı düşüremiyordum. 8. km'de bulunan dönüşe geldiğimde hızım hala 5.30 seviyelerindeydi ve güneş nedeniyle sıkıntılı anlar yaşıyordum.
Dönüşle beraber güneşin yerine rüzgar devreye girdi. Sert rüzgar hem koşuyu zorluyorken, hızlı çıkmamın bedelini tempomu kaybederek ödüyordum. Nerdeyse 6 pace ile koşar vaziyetteydim artık. Ancak eklemeden geçmeyeyim, parkur güzel, inişli çıkışlı ve başarılı işaretlemeleri ile organizasyon ekibi işin hakkını vermiş diyebilirim. Velhasıl start noktasından geçip Çeşme Çarşı içinden Ayayorgi Koyu'na doğru yol alırken tüm ritmimi kaybetmiş 6.20 pacelere inmişti hızım, ama azimliydim, bu yarışı bitirecektim. Son dönüşleri yapıp ayayorgi sapağına döndüğümde süre 2 saati geçmişti. Hedefimi tuturamamıştım ama izmir yarı maratonu derecemin neredeyse 10 dakika önündeydim. Paparazzi Bech Club'deki finiş noktasına geldiğimde beni eşim ve oğlum karşıladı. Birşeyler yiyip organizasyonun masaj çadırlarına attım kendimi, zira kalflerim uyuşmuştu neredeyse. Küçük bir masaj sonrası Paparazzi'ye girdim, benden önce yarışı tamamlamış arkadaşlar hamburger bira kuyruklarındaydılar. Yarış sonrası birşeyler yiyip içebilmek inanılmaz iyi geldi diyebilirim. Karnımız doyduktan sonra hafif topallayarak otele doğru yol aldık ve önümüzdeki sene de katılma yolunda Flamme Rouge takımından arkadaşlarım Umut Kasım Şebnem ve Hakan ile ayaküstü hem yarış kritiği yaptık hem de seneye daha kalabalık bir ekiple buraya gelmemiz gerektiğine karar verdik.




Organizasyona gelirsek, kiti katileti yapmışlar, özellikle tişortu gayet başarılıydı. Asics farkı sanırım bu. Start noktası, parkur seçimi ve parkur işaretlemeleri iyiydi, su istasyonları da başarılıydı. Hiç bitmiş su istasyonundan geçmedim, 2 saat üzeri koşmama ragmen üstelik. Koşu sonrası ikramlar ve denizde, beach club'da finiş verilmiş olması ayrı bir güzellik, denize girme fırsatım olmadı ama önümüzdeki sene bunu da yapmayı planlıyorum. Genel olarak baktığımızda İzmir'in kaliteli bir koşu ihtiyacını karşılayan bir işe imza atmış organizatörler Asics Çeşme Weekend ile. Sanıyorum katılımdan da memnunlar ki seneye de düzenleneceğine dair konuşmalar finiş yerinde dillendiriliyordu. Bu anlamda seneye daha iyi bir derece hedefiyle yine start noktasında olacağız, oğlum Güney'le beraber...

Koşu Strava Kaydım: https://www.strava.com/activities/405490075

18 Eylül 2015 Cuma

Mülteci Çocuklar İçin


Göçmenler için mış gibi yapmadan harekete geçmek isteyenler diye bir liste yayınlamıştı bir kadın, haberlere konu oldu, röportajlar yapıldı kendisiyle. Üzülmenin ötesinde birşeyler yapmak isteyenler için yardımda bulunabilecekleri yapıların listesini çıkarmıştı. O listede Halkların Köprüsü Derneği de vardı, Suriye savaşı ile beraber ortaya çıkan mülteci sorununa merhem olmak için izmir'de biraraya gelmiş insanların kurduğu bir dernek, başında da profesör Cem Terzi var.
Velhasıl, malumunuz ben biraz koşuyorum ve 3 Ekim'de Çeşme'de bir koşu var, Asics Çeşme Weekend adıyla. Ben bu koşuda Halkların Köprüsü Derneği yararına koşmak istiyorum, misal siz de beni desteklemek, Halkların Köprüsü Derneği'ne bağış yapmak ister misiniz? Ama 10 lira ama 50 lira ama 100 lira ama 1000 lira, takdir sizin. Yapacağınız bağışlar beni motive edeceği gibi, bir bebeğe mama, bir hasta çocuğa ilaç, bir üşüyene battaniye olacak. Yapmanız gereken şu,

Halkların Köprüsü İş Bankası
IBAN: TR35 0006 4000 0013 3720 0190 24
HESAP NO: 3372 19024
buraya bağış yapmak, yaparken açıklama kısmına "Alpay Koşu" yazmak veya yazdırmak, yaptığınız bağışı da altta yorum yap kısmından ya da facebook üzerinden (https://www.facebook.com/alpaysonmez75) özelden bana mesajla belirtmeniz. Böylece ben de toplanan bağışı takip edebilir, koşu sonrası burdan sizleri bilgilendirebilirim. Teşekkürler, yüzümü kara çıkarmayın, göreyim sizi :)
Not: Zaman zaman bu iletiyi paylaşacağım koşuya kadar, görmeyenlere gösterebilmek adına, siz de forward ederseniz, paylaşırsanız, daha çok insana ulaşabiliriz.

7 Eylül 2015 Pazartesi

9 Eylül İzmir'in Kurtuluşu 3. Yarı Maratonu ya da Sıcakla Mücadele Koşusu



İzmir... Türkiye'nin batıya açılan yüzü, Türkiye'nin en modern kenti, Türkiye'nin en güzel kenti, Kordonboyu, Karşıyakası, Göztepesi, İnciraltısı... Herkesin güzelliği konusunda nerdeyse hemfikir olduğu bir kent İzmir, sadece bu kadar mı? Yılın nerdeyse 12 ayı güneşi olan, iklimi ile de güzel bir kent. Sıcak mı? Evet nemle birleşince sıcağı insanın canını bezdiren bir hale bürünüyor, ama o kadarı da olur artık diyerek mazur görülebilir bu sıcak mevzusu.
Şimdi koşuya uygun bir kent olup olmadığına baktığımızda yukarıda saydığımız bir çok artı, aynı zamanda koşu için de bir artı demek. Sahil bandı olması, ikliminin uygun olması hepsi birer artı değer bu spor için. Bir tek koşu gibi yüksek enerji ve uzun süreli efor gerektiren bir faaliyet için tek olumsuz yönü yüksek sıcaklık ve nem. O zaman bir spor organizasyonu yapıyorsanız bu şehirde, tek dikkat edeceğiniz kriter sıcaktır ve dolayısıyla bu organizasyonu yaparken tarih seçimi ve en önemlisi saat seçimi çok önemli oluyor.
Bu yıl 3. kez düzenlenen 9 Eylül İzmir'in Kurtuluşu Yarı Maratonu değerlendirmesi olacak bu yazı, yukardaki girizgah da bu koşunun temel sorunu olan saat tercihine vurgu yapmak içindi. Yazının içinde buna tekrar değineceğim, ama önce genel bir değerlendirme yapalım.

İzmir'in büyük eksikliğiydi böyle bir yarış. Cunda, Bozcaada gibi adaların bile bir yarışı varken, Türkiye'nin en büyük şehirlerinden birinde bir koşu organizasyonu olmaması büyük eksiklikti. Bu anlamda İzmir Büyükşehir Belediyesi 3 sene önce, amatörce, haliyle büyük sorunlarla başladıkları yarı maraton serüveninde her sene iyileşme göstererek bu seneki koşuyu da tamamladı.
Özellikle bu senenin en büyük artısı parkurun değişmesi oldu. Sahil bandına alınan koşu düz bir koşu haline geldi, bu da sporcuların sakatlanma riskini fazlasıyla azalttı. Ancak 6 Eylül Pazar günü yapılan bu koşu tarihinde İzmir, halen yazın hüküm sürdüğü bir kent. Hele ki sabah 09'da sıcaklık 32 dereceydi, finişe gelindiğinde ise 35 dereceleri geçmişti sıcaklık ve nemle beraber nabız 170'lerde koşan insanlar için bu büyük tehlike arzediyordu. Haliyle koşu süresince arkamızdan önümüzden ambulanslar yere yığılan sporcuları taşımakla uğraşıp durdu. Çok zorlanarak koştuğum yarışta sadece ben 3 sporcunun ambulansa sedye ile taşındığını gördüm, 21 km'lik bir parkurda ben 3 tane gördüysem çok rahat "10 üzeri sporcu sıcak çarpması sonucu fenalaştı" demek iyimser bir tahmin olur gibime geliyor.
Koşu öncesi bir imza kampanyası açarak ve bu imza kampanyasını İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'na hitaben "başkanım bizim için 6'da kalkar mısınız?" diye haberleştirerek koşu saatinin 07'ye çekilmesi için bir grup arkadaş didindik, ancak başarılı olamadık. Olamadığımız gibi çeşitli değeri kendinden menkul, site yönetimi tandanslı koşu çevreleri tarafından koşuyu sabote etmekten tutun, başkan'a terbiyesizlik yaptığımıza, sosyal medya teröristliğine kadar binbir sıfat üzerimize yakıştırılarak yoğun tepkiye maruz kaldık.
Bir de eklendi; "Zorla mı koşturuyorlar sizi? koşmayın"
Şu koşuda fenalaşanlara bu cümleleri kurmalarını salık veriyorum o kesimlere şimdi. 07'de niye olmayacağını bize anlatmaya çalışanların temel gerekçelerinden birini şöyle ifade etmişlerdi: "sabah o saatte hiçbir İzmirli koşuyu izlemeye gelmez, bu yarış İzmir'in kurtuluşu için yapılıyor, halk 7 deki koşuya nasıl gelsin, 9 da olacak ki halk gelip izleyecek"




İzmir'i ve İzmirliyi de tanımayan bu kesimin bu gerekçesinin de boş olduğunu koşu günü gördük. 39 derece sıcakta bir pazar günü İzmirli şehirde kalmaz, Cuma'dan Çeşme'ye, Seferihisar'a, Foça'ya akar, şehir zaten bomboş olur. Netekim koşarken özellikle dikkat ettim, bir tek Göztepe Üst Geçidi altındaki gölgede 4 kişi vardı tüm parkur boyunca koşanlara destek veren, bir de Cumhuriyet Meydanı'na geri dönerken PTT önünde 10 metrelik bir seyirci topluluğu vardı. Onlar da zaten koşucuların aileleri, eşleriydi. Neyse...
Dönelim sıcağa, bakın koşu yüksek eforla yapılan bir spor ve yarı maratonu elit atletler 1 saat 10 dakika civarı bitirirken bizim gibi bu işi amatör olarak yapanlar 1 buçuk saat ile 2 buçuk saat arasında koşarlar. Bu esnada 2000 kalori yakarlar, 1 litrenin üzerinde su kaybederler, nabızları 160 üzeri seyreder. Böylesi efor gerektiren bir spor için organizasyon yapıyorsanız, tarihin şehir için bir önemi varsa, yani tarihi değiştiremiyorsanız yapacağınız şudur, ya saati geriye çekeceksiniz, ya da saati geri çekeceksiniz. İzmir'in kurtuluşu yerine 29 Ekim'i tercih ederek koşunun tarihini değiştirme imkanı varken bunu tercih etmiyorsanız, İzmir'e özel olsun anlamı diyorsanız o saat uygun değil, iki iki daha dört. Bu haliyle cidden koşulacak gibi değil, benden söylemesi.

                         Buzlu su ve sporcu içeceğimden oluşan iki şişelik kitim ve ben

Gelelim koşu sabahına, sabah 08 gibi Cumhuriyet Meydanı'nda toplanmaya başladık, ısınmalar bittikten sonra bir elimizde sporcu içeceği bir elimizde akşamdan buzluğa koyduğumuz donmuş küçük su şişesi ile start noktasındaki yerimizi aldık. 09'da startın verilmesi ile koşu başladı, ilk kilometre görece rahattı zira binaların gölgesinden faydalanıyorduk. Konak'ı geçtikten sonra güneşle başbaşaydık, sünger istasyonu hızır gibi yetişti, ensemizden başımızdan boca ettik süngerdeki suyu. Bu arada yol boyu sporcu içeceğini tüketirken su istasyonlarından aldığım suyla duş alıyordum. İlk 10k sonunda 3. kilometrede buzu çoktan eremiş suyu ve sporcu içeçeğini tüketmiş, yol üzerindeki su istasyonlarının insafına kalmıştım. 10k dönüşünü yaptıktan sonra vücut sinyalleri vermeye başlamıştı zaten. 15k noktasına geldiğimde mental olarak beni bitiren düşünceler beynimde dolanmaya başlamıştı, zira maksimum nabzı 180 olan ben, 175 nabızla gidiyordum son 5k boyunca. "Bu sıcakta zorum ne, sanki kürsü göreceksin, derdin ne, ohooo daha 6k var, hayatta bitiremezsin sen, zorlama, bak çocuğunu düşün, ona baba lazım daha" gibi düşünceler beynimde dönmeye başlamıştı. Zaten bu noktaya geldiğinizde çevrenizde sizi çekecek, motivasyonu yüksek bir arkadaşınız yoksa, geçmiş olsun. 4 kişi koşuyorduk ama haleti ruhiyemiz hepimizin aynıydı.
Sıcak arttıkça artıyor, bu düşünceler de beynimizde dönüyordu. 16. kilometre de bu aslında mantıklı argümanlarıma yenilerek yürümeye başladım, benle bir bir sürü koşucu da yürüyordu, kimisi sıcağa serzeniş ederken, kimisinden galiz küfürler çıkıyordu. 17-18. kilometrelerde yürürken önümüzde fenalaşmış bir sporcuyu daha sedyeyle ambulansa yüklüyorlardı. Bu arada sıcaklık 35'leri bulmuştu.
Hemen şunu belirteyim, suya en fazla ihtiyaç duyulan yer son 5 kilometrelik dilimdir, öncesinde vücut daha dirençli, elinizde su olabiliyor vs, ancak 15k dan sonra vücut zaten tükenmişken, bir de susuzluk insanı bitiriyor. Eğer önümüzdeki sene neler değiştirilmeli diye soru sorsalar bana, 15k'dan sonra her iki km'de bir hatta her kilometrede, özellikle soğutulmuş su istasyonu isterdim. Son sünger istasyonunda süngerler de bittiği için abi legenin içindeki suyu tek süngere alıp yüzümüze çarpıyordu. Öyle bir yoksunluk hali vardı 15k sonrasında su namına.
19.km'de "en azından parkuru koşarak bitireyim" diyerek tekrar koşuya başladım, düşük tempo giderek koşuyu tamamladım, tabi beklediğim sürenin yaklaşık 10 dakika üzerinde bir dereceyle. Ambulansa veya geride koşamayıp kalan sporcuları toplayan otobüse binmeden finişe ulaşan şanslı sporculardan biri olarak Büyükşehir Belediyesi'nin kurduğu duş, belki de şu koşunun en güzel anıydı. Atatürk Anıtı'nın yanında bulunan 3 adet duşta koşu sonrası serinlemek, denize girmek gibiydi, belirtmeden geçmeyeyim.




Peki genel olarak koşuyu anlattığımıza göre, bu koşunun olumlu ve olumsuz yanlarını madde madde yazarsak manzara nasıl görünecek bir bakalım:

Olumlu Yönler:
1-Parkur deniz kenarına alınmış olması
2-Yarış sonu duş imkanı
3-Parkur'un 8. kilometresindeki yağmur efekti yapan  "fışkiye"
4-10k su istasyonundaki soğuk sular
5-Ambulans hizmeti
6-Ücretsiz bir koşu olması

Olumsuz Yönler:
1-Başlangıç saatinin bu sıcaklar için uygun olmaması
2-15k-21k arası sadece 1 tane su istasyonu olması
3-Suların genelde sıcak olması
4- Son sünger istasyonunda sünger kalmaması

Önümüzdeki Sene Mutlaka Yapılması Gerekenler:
1-Saatinin mutlaka 07'ye, en kötü 08'e çekilmesi,
2-Parkur'un 8. kilometresinde kurulu olan "fışkiye"nin parkur boyunca sayısının fazlalaştırılması,
3-Duş imkanlarının geliştirilmesi,
4-Bir sponsorla anlaşarak koşu tişortunun daha kaliteli hale getirilmesi,
5-Su istasyonlarının arttırılması (özellikle 15k sonrası)
6-Koşu sonrası verilen kitin biraz daha zenginleştirilmesi...

Evet madde madde yazınca daha derli toplu göründü sanırım. Şimdi yine İzmir koşu dünyasının muhtarı bazı arkadaşlar hemen diyecek "Bre zındık, kayıt ücreti yok, buna da şükretmen lazım". Hayır, azla yetindiğin sürece kaliteli bir organizasyona ulaşamazsınız. Büyükşehir Belediyesi'ne bu yarı maraton için minnettarız, daha iyisini yapabilmek için kayıt ücreti alması gerekiyorsa, alsın, sponsor bulması gerekiyorsa, bulsun. Ancak önümüzdeki sene bu seneden dersler çıkarıp daha iyisini yapmak hedefi olmalı Büyükşehir Belediyesi'nin. En başta saati geri çekerek başlayabilir, zira önümüzdeki sene daha erkenden bunun için uğraşacağız, başarılı olamazsak, yine 09'da olursa bu koşuya katılacağımı sanmıyorum, malesef...Koşuya katılan, finiş görebilen, göremeyen, otobüsle geri dönen herkesi kutluyorum, ambulansla hastanelik olan koşuculara da geçmiş olsun diyerek yazıyı noktalayalım. 4 Ekim Asics Çeşme Weekend'de görüşmek üzere...

Fotoğraflar: Burag Hamparyan